Panik bozukluk, halk arasında panik atak olarak bilinen hastalığın gerçek ismidir. Panik atak ise, panik bozuklukta görülen her bir atağa, nöbete verilen isimdir. Örneğin, bir zincirin tamamı panik bozukluksa, zinciri oluşturan her bir halka, bir panik ataktır. Panik atakların bir araya gelmesiyle tanımlanan hastalık, panik bozukluktur.

Panik bozukluk, gerçek bir hastalıktır, ve geçirilen panik atak nöbetleri, son derece korkutucu ve endişe verici olabilir. Birden ortada hiçbir sebep yokken gelir ve insanın sanki ölmek ya da delirmek üzereymiş gibi güçsüz ve kontrolsüz hissetmesine sebep olur. Panik atak sırasında kişide, kalp çarpıntısı ya da göğüs ağrısı, nefes almada güçlük, bayılacakmış gibi hissetme, terleme, midede rahatsızlık, kusacakmış gibi hissetme, vücutta titreme ve halsizlik, kontrolünü kaybedecek gibi hissetme, çevreyi gerçek değilmiş gibi algılama, ölüm korkusu yada aklını kaybetme korkusu gibi belirtiler görülür.

Panik atakların çoğu 5-20 dakika arasında sürer. Bir veya iki panik atak geçirip bir daha asla geçirmeyenler olduğu gibi, ayda bir ya da haftada birkaç atak geçiren hastalarda vardır. Panik atak sorununa sahip olmanın en zor yanlarından biri bunların kesinlikle önceden kestirilememesi, bu yüzden de kontrol edilemez olmalarıdır. Fakat araştırmalar göstermektedir ki panik atak gibi anksiyete bozuklukları sıklıkla tehdit edici olayların ardından ortaya çıkmaktadır. Örneğin, erken çocukluk dönemlerindeki kayıpların panik bozukluk hastalarında normallerden daha fazla görüldüğü belirlenmiştir. Çocuklukta anne-babanın ayrılması, boşanması veya bunun gibi çocukluk ya da yetişkinlikte yaşanan diğer stresli olayların panik bozukluğuna yatkınlık oluşturduğu düşünülmektedir.

Panik bozuklukta “Agorafobi” dediğimiz durum ise, belirli yerler ve durumlar atak geçirmekle ilişkilendirmeye başlandığında ortaya çıkar. Kişi, bir diğer atağı önlemek amacıyla daha önceki atakların meydana geldiği yerlerde bulunmaktan kaçınabilir. Bu düşünce, gittikçe günlük hayata daha fazla kısıtlama getirmeye başlar ve kişi, atak gelmesi durumunda yardım alamayacağını düşünerek evde yalnız kalmaktan, hemen kaçılması mümkün olmayan sinema, asansör gibi kapalı yerlere girmekten, tek başına sokağa çıkmaktan korkup, kaçınır hale gelebilir. Panik atak, hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Krizler ve ölüm korkusu gibi nedenlerle hasta evde tek başına kalamamak, tek başına dışarı çıkamamak gibi olumsuzluklarla karşılaşır. Sürekli başına kötü bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı hastalar mesleklerinden, sosyal hayatlarından vazgeçmek zorunda kalabilirler. Hasta bazen bilinç altında biriktirdiği korkularını sanki gerçekmiş gibi görebilir. Korkuların ve yaşananların ciddiye alınmaması ise ailevi ilişkilerin zedelenmesine dahi yol açabilir. İzole bir hayat yaşayan hastaların durumu ise gittikçe daha da ağırlaşabilir.

Atak sırasında neler yapılabilir?

Panik atak, hoş olmayan, hastaların “başıma gelen en kötü şeydi, dehşet vericiydi, korkunçtu” diye tabir ettikleri zorlayıcı bir durumdur. Fakat, atak sırasında kişi kendini ne kadar kötü hissediyor olursa olsun aklından çıkarmaması gereken en önemli şey, korktuğu şeylerin aslında gerçekleşmeyeceğidir.

Yaşamı gerçekten tehdit eden bir sorunun olmadığı ya da bu durumun dünyanın sonu olmadığı anlaşıldığında, yani panik kabullenildiğinde, korkutma gücü de azalır.

Ayrıca, Panik Atak geçiriyorsanız yaklaşık on dakika boyunca eller burun ve ağız üzerinde bir kap şeklinde tutularak (veya bir torbaya) onun içine nefes alıp verildiğinde, bu hareket kan akışındaki karbondioksit seviyesini arttırır, ayrıca dikkat başka yöne çekilir ve belirtileri ortadan kaldırabilir.

Panik Bozukluğun tedavisi mümkün müdür?

Panik bozukluk, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. İlaç tedavileri ve bilişsel davranışçı terapiler panik bozukluğu tedavisinin temelini oluşturur. Düşüncelerimizin, duygularımız ve davranışlarımız üzerinde çok güçlü bir etkisi vardır. Hastalar, ataklara sebep olan, görünüşte otomatik düşüncelerin ve yanlış yorumların farkında olmayabilirler. Psikoterapiler duygu düşünce davranış ve belirti ilişkisini anlamaya ve üstesinden gelmeye yardımcı olurlar. Ayrıca hipnoterapi ile durumun kaynağı araştırılıp, atağı tetikleyen nedenler tespit edilip üzerinde çalışılmasıda atakların tekrarını/nüksünü önlemek açısından son derece faydalıdır.

Uzm. Klinik Psk. Rukiye Ünal