Yaşam, engebeler ve yokuşlarla dolu uzun bir yoldur. Bazen bu yolda ilerlerken engelleri iç güçlerimizle veya çevremizden aldığımız sosyal destekle aşabilirken, bazen ayağımız takılıp dengemizi kaybedebilir, hatta düşebiliriz. Gerek kendi içimizde yaşadığımız, gerek aile, arkadaşlar, eşler, özel ilişkiler de çıkan sorunların bazen boyumuzu aştığını hissedebilir, altından kalkamayacağımızı düşünebiliriz. Bu tür durumlarda, biri bizi yargılamadan dinlesin, anlasın, destek olsun isteriz. Fakat, psikoterapi almakla ilgili olumsuz düşüncelerimiz ve yanlış toplumsal öğretiler bizi durdurur. Psikolojik destek almayı bir güçsüzlük, yetersizlik durumu olarak algılayabiliriz. Oysa ki psikolojik destek almak, bir güçsüzlük belirtisi değil, tam aksine hayatımız, geleceğimiz için attığımız çok güçlü ve kararlı bir adımdır. Kaldı ki psikoterapist bir akıl hocası değil, bilimsel bilgi, profesyonel beceri ve teknikleri ile bireyin kendini daha iyi tanımasını sağlayan, bu yolda kendi seçimlerini yaparak sonuca ulaşmayı sağlayan, bu süreçte bir yol gösterici rehber konumundadır.

Peki bu süreç nasıl ilerler? Bireysel terapi, düzenli aralıklarla yapılan seanslardan oluşur. Sürecin ne kadar süreceği ve sıklığı, danışan ve terapist arasında ihtiyaçlar, beklentiler ve terapistin kullanacağı yöntemler çerçevesinde kararlaştırılır. Bu yolda, kişi terapistine karşı ne kadar açık ve işbirliği içinde olursa süreçte o kadar hızlı ilerler. Terapistimize ne kadar güvenirsek ve bilincimizin derinlerindeki yaralara dokunmaya cesaret edersek o zaman başlarız iyileşmeye. Ama önce adım atmak gerekir.

Ve unutmamak gerekir ki;

Ruhsal yapımızın başa çıkamadığı durumlar için psikolojik yardım almak, fiziksel sağlığımız bozulduğunda doktora gitmek kadar olağandır.

Takıldığımız, sıkıştığımız, zorlandığımız yerde destek almak, kendimiz ve sevdiklerimiz adına yapacağımız en büyük yatırımdır…